08/04/2017 - 21:36

20 Yıl Bekledi

1996 yılında ilk kez sahnelenen ve 13 yıl kapalı gişe oynayan Broadway müzikali ‘Rent’ (Kira), 20. yılında Türkiye’de! ‘Journey to Broadway’ adlı ekibin sahnelediği müzikali, proje sorumlusu ve aynı zamanda oyuncuları olan Malik Derin Küçümen ve Oben Özkal Hürriyet'ten İpek İzci'ye anlattı.

“Rent” müzikali Türkiye’de ilk kez bir Türk topluluk tarafından mı sahneleniyor?

Malik Derin Küçümen: Hayır, ‘Rent’ 2008’de Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin oluşturduğu bir tiyatro grubu tarafından sahnelenmiş. Bizim yaptığımız, markalaşmış bir müzikali ilk defa dünya standartlarında yani telif haklarının bize koşul olarak koyduğu kurallar çerçevesinde sahneye koymak. Kostüm, dekor, müzik, replikler… Bu, Amerikan kültürüne ait bir müzikal ve Türk kültürüne adapte edemezsiniz; esprilerde büyük değişiklikler de mümkün değil…

Sahneleyen “Journey to Broadway” grubu kimdir?

Malik D. Küçümen: Journey to Broadway, çok sevdiğimiz şan hocamız Bergüzar Çelebi öncülüğünde İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzikal Tiyatro Bölümü öğrencileri ve mezunlarının oluşturduğu bir grup… Ben Müzikal Bölümü’ne 2011 yılında girdim. O zamanlar, her sene yılsonunda gösteriler gerçekleştiriyorlardı. Bu gösterilerin ilkine 2012 yılında dahil oldum; 2014’te de grubun proje sorumlusu oldum. “Rent” tabiri caizse bu ekibin yaptığı ilk uzun metraj müzikal…

Neden “Rent”i seçtiniz peki?

Malik D. Küçümen: Dört kişilik bir Broadway müzikalini sahnelemek yarım milyon dolardan başlayan yapım ücreti gerektirir. Tabii bir sahneniz varsa, ses sisteminiz vb. varsa bu rakam düşüyor. Bizim böyle bir gücümüz yok ama “Rent” diğer Broadway müzikallerine kıyasla kostüm, dekor gibi unsurlar açısından çok maliyet gerektirmeyen bir müzikal… Ülke şartlarından dolayı da projeler için sponsor bulmak maalesef imkansıza yakın… Bir neden de şu; Amerika’da oyuncu seçmeleri milyonlar arasından yapılıyor ama burada müzikal tiyatro okumuş mezunların sayısı 500’ü bulmaz. Birçoğu da okul bitince bu camianın içinde kalmıyor. Biz de aldığımız eğitim doğrultusunda bir iş yapmak istedik.

Sponsor bulamadığınızdan bahsettiniz…

Malik D. Küçümen: Evet, ülkemizde çok çeşitli ekonomik krizler yaşandı, belki önümüzdeki günlerde daha da etkili olacak. Bu bağlamda sanat, insanların yatırım yapma alanlarında çok aşağı sıralarda kalıyor. Ama biz sanat yapmak isteyen gençleriz. Eğitimini aldığımız bu sanat dalını hakkıyla yapabileceğimizi göstermek istiyoruz.

Oben Özkal: Yeri gelmişken Ataşehir Belediyesi’ne de teşekkür etmeliyiz. Hem bizlere Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nin kapılarını açarak provalarımızı yapma imkanı sundular, hem de gerçekleştirdikleri 8. Uluslararası Ataşehir Tiyatro Festivali’nde çok önemli tiyatro toplulukları ve oyuncularının dahil olduğu programda yer almamızı sağladılar. 11 Nisan’da festival kapsamında oynayacağımız müzikalin biletleri tükendi bile…

Projenin hem koordinatörü olup hem de oyuncusu olmak nasıl bir his?

Oben Özkal: Ekstra bir zorluğu oluyor tabi ki. Oyuncular kendi hazırlıkları için uğraşırken biz de aynı zamanda yönetmenimiz Onur Turan ve müzik direktörümüz Çelik Kasapoğlu ile birlikte yönetim kadrosu olarak sahne arkasında dekor, ses, ışık gibi birçok teknik hazırlığı da yapmak durumunda oluyoruz. Aynı zamanda farklı dilde bir müzikali Türkçe’ye çevirmek için de oldukça yoğun mesai harcamak gerekti. Bu noktada müzik direktörümüz Çelik Kasapoğlu’na da büyük iş düştü. En ufak bir prozodi hatasına bile dikkat ederek ortaya gerçekten çok zor başarılabilecek harika bir Türkçe müzikal çıkardı aslında.

Malik D. Küçümen: Bir de biz bu sorumluluğu almak zorundaydık çünkü bizden başka yapacak kimse yoktu. Özellikle ülkemizde müzikal tiyatro yönetmenliği ve müzik direktörlüğü eğitimi ya da tecrübesi olan kişilere rastlamak çok zor... Ekip olarak bu konuda çok şanslıyız çünkü Çelik Kasapoğlu ve Onur Turan gibi daha önce birçok ulusal ve uluslararası Broadway yapımlarında yer almış kişilerin liderliğinde çalışma imkanı buluyoruz. Profesyonel bir yapımda sahnede 10 kişi varsa, sahne arkasında en az 20 kişi vardır. Ama başkasına iş verecek bütçeniz olmadığında, her şeyi kendiniz yapmak durumundasınız. Telif sözleşmemizin gereği olarak ekibimizde de kimseye ödeme yapmıyoruz. Oyuncusundan yapımcısına kimse hiç bir şey kazanamıyor.

Hangi roldesiniz?

Oben Özkal: Ben Benny’yi oynuyorum. Zengin bir kadınla evlenerek kayınpeder parasıyla o eski bohem hayatının içinden sıyrılmış, bir anda New York’un zengin hayatına geçmiş. Ve geçtikten sonra eski arkadaşlarına ahkâm kesiyor, “Yaşadığınız devir bitti” iddiasında...

Malik D. Küçümen: Ben de yönetmen olmak isteyen Mark’ı oynuyorum. Müzikalle ilgili anlatmak istediğim şöyle bir şey var: “Rent” müzikalini besteci ve söz yazarı Jonathan Larson, Puccini’nin “La Boheme” operasından adapte ederek yazmış. Gerçi “La Boheme”den pek eser kalmamış ama 90’lı yıllardaki sorunları o karakterlere yüklemişler. Operada tüberküloz olan Mimi, müzikalde bir AIDS hastası… Operada şair olan Mark, müzikalde bir yönetmen... “Rent”i 1996 yılında başarıya ulaştıran ve 13 sezon kapalı gişe oynamasını sağlayan iki özelliği var; Birincisi, o dönem için geleneksel olmayan modern öğeler barındırması... İkincisi ise tüm seyircilerin o dönemin sorunları üzerinden empati kurmasını sağlaması... Bugün AIDS hastalığı eskisi kadar insanların mustarip olduğu sorunlardan biri değil. Ama o günlerde, üç kişiden biri AIDS’miş. Ve her temsilde, o hafta bu hastalıktan dolayı hayatını kaybedilenlerin ismi okunuyormuş. En önemlisi, Jonathan Larson bu eseri yazıp Broadway prömiyerine 15 gün kala “Marfan Sendromu” hastası olması nedeniyle hayatını kaybetmiş. Bugün o ödediğimiz telifin içinden bir miktar, Larson hayatta olmadığı için ailesine ve Marfan Sendromlu hastalar için kurulan vakfa gidiyor. Larson, kendi eserinin başarısını hiçbir zaman görememiş. Oyuncular “Biz bu oyunu oynuyorduk ama içselleştiremiyorduk. Bazı noktalarını anlayamıyorduk” demiş. Üstelik Larson, çalışması da zor bir insanmış. Öldükten sonra şarkıların sözlerini dinledikten sonra vasiyet gibi sözler yazdıklarını görmüşler. Hatta müzikalin ilk oyuncuları, Larson’un kendi ölümünü bestelediğini söylemiş. Belki de bunu öngörmüş çünkü intihar etmediği kesin. O açıdan müthiş gizemli ve anlamlı bir müzikal. Bu oyunda Türk kültürüne adapte edebileceğimiz şeyler olmasa da oyun aslında bunu anlatmıyor. Anlattığı şey; zor günlerde, insanlar hasta veya parasız olduklarında birlik, beraberlik, aşk ve sevginin her şeyden önemli olduğu üzerine. Bu ana fikri düşündüğümüzde, belki de Türkiye’nin bulunduğumuz durumunda bizim en ihtiyacımız olan mesaj bu…

NE ZAMAN, NEREDE İZLEYEBİLİRSİNİZ?

11 Nisan, 20.30, Ataşehir Mustafa Saffet Kültür Merkezi
12 Nisan, 20.30, 
Kozyatağı Kültür Merkezi
13 Nisan, 20.30, 
Caddebostan Kültür Merkezi 
Biletler Biletix veya kültür merkezlerinin gişelerinden temin edilebilir.

DİĞER RÖPORTAJLAR