08/04/2017 - 14:40

Starlık Diye Bir Şey Kalmadı

Albüm çıkarmak için kimseye dil dökmedi, kapılar aşındırmadı. Şarkılarını bir online müzik paylaşım platformuna yüklemesi yetti. Çok geçmeden müzikte yeni dalganın en çok dikkat çeken isimlerinden biri oldu. Geçen hafta ‘Kozakuluçka’ isminde bir albüm çıkaran 19 yaşındaki müzisyen Deniz Tekin’le Hürriyet'ten Güliz Arslan bir araya geldi.

Sadece iki yıl önce, Gaziantep’te, odanızda, şarkılar kaydedip internete yüklüyor, bir yandan da üniversite sınavlarına hazırlanıyordunuz... Bugün müzikte ‘yeni dalga’nın en sevilen isimlerinden birisiniz. Nasıl oldu bu?

- Ben de şaşkınım. Liseye başladığımdan beri Soundcloud’a (bir online müzik paylaşım platformu) kayıtlar atıyorum. Bir gün Sofar’dan Eda Abla (Eda Demir, Sofar Sounds İstanbul direktörü) Facebook’tan mesaj atıp bir ev konserinde çalmam için beni İstanbul’a davet etti. Annem ve babamla atlayıp geldik. O gece Cihangir’de bir konsere katıldım, gece Antep’e döndüm. Ertesi gün üniversite sınavına girdim... O konserden sonra bir kitle oluşmaya başladı. Bir grup kurduk, konserler verdik. Sonra da albüm teklifi geldi. Aslında hayatımda çok da fazla bir şey değişmedi. Günlük rutinim aynı. Sadece hayatıma yeni bir sosyal kimlik eklendi.

Konserinize gelmiştim. İnsanlar kapıda kuyruk olmuştu. 20’li, 30’lu yaşlarda, günlük kıyafetleri içinde, deyim yerindeyse ‘eğlenmek için kasmayan’ bir topluluğun karşısına çıkmıştınız. Sizin de üstünüzde çok sade şeyler vardı. Saçlarınızı sahnede atkuyruğu yapmıştınız. Şarkı sözlerini unutunca kendinizle dalga geçmiştiniz... Yeni nesil star’lık böyle bir şey mi?

- Bence artık star’lık diye bir şey pek kalmadı. Sahneye gran tuvalet çıkalım, hadi saçımızı yaptıralım, çok güzel görünelim... Böyle şeyler yok artık. Bunun yapıldığı bir dönem vardı, o da başka bir yoldu. Ama bugün böyle olması gerekiyor bence. 1.5 sene öncesine kadar sokakta kimsenin tanımadığı bir insandım. Hâlâ da -tamam normalin üzerinde bir tanınırlık var ama- öyle aman aman bir durum yok. Neden çok abartılı bir durum varmış gibi davranayım ki sahneye çıktığımda? O ‘Ben bir şey oldum’ hissi insan psikolojisi açısından çok sağlıklı değil. Arkadaşlarımla birlikte sahneye çıkıp müzik yapıyoruz işte... O kadar. Şarkı sözlerini de unutabiliyorsun. Heyecanlanıyorsun çünkü... Bununla dalga geçmek de çok doğal değil mi?

Artık star’lık diye bir şey kalmadı

HALA EVDE YAPIYORUM KAYITLARI

Kaç doğumlusunuz?

- 1997.

Nasıl bir çocukluktu sizinki?

- İzmir doğumluyum. Konak’ta, babamın büyüdüğü evde büyüdüm ben de. Ben yedi yaşıma gelene kadar babaannem de bizimle yaşadı. Çok güzel bir mahalle hayatı vardı. Herkes 40 yıllık komşu, iç içe bir hayat... Sokağa oynamaya çıkardık. Güzelyalı’ya, Kordon’a inerdik. Annemle babam diş hekimi. Devlet memuru olarak çalışıyorlardı. Tayinleri Mardin’e çıktı. İlkokulu orada okudum. O coğrafya, sosyal yapı... O yaşta bir çocuk için çok zengin bir dünya... Mardin’den sonra Gaziantep’e taşındık. Ortaokulu ve liseyi de orada okudum. Büyük bir şehir ama çok da küçük bir yandan da... Herkes bir birini tanıyor. Ekonomik olarak gelişmiş ama kültür-sanat konusunda seçenekleri sınırlı.

Müzik hayatınıza nasıl girdi?

- Babam üniversitede Türk Sanat Müziği’yle ilgilenmeye başlamış. Amatör korolara katılıyordu. Konserleri oluyordu arada. Beni de götürüyordu. Ben de ortaokulda piyano ve yan flüt derslerine katıldım. Üç-dört sene öyle gitti. Lisede kafelerde canlı müzik yapmaya başladık.

Müzik okumayı düşünmediniz mi?

- Düşündüm. Ama müziğin teknik kısmıyla değil de üretme kısmıyla ilgiliydim. İleride neden olmasın?

Soundcloud, Gaziantep’ten dünyaya açılan bir kapı olmuş sizin için...

- Evet, oranın komünitesini sevmiştim. Aynı şeyi yapan birkaç kişiydik. Herkes birbirini tanıyordu. Orası kafama ne eserse yapabileceğim bir alandı benim için. Evde temiz kayıt almak için birkaç ekipman almıştım. Onlarla takılıyordum. Yeni şeyler dinliyordum, etkilendiğim şarkıları söyleyip oraya koyuyordum. Bir yandan da üniversite sınavlarına hazırlanıyordum. Her öğrenci gibi benim için de çok çalkantılı bir dönemdi. Okuldan eve gelip ekipmanı kuruyor, kayıt almaya başlıyordum. Nasıl olduğunu anlamadan altı saat geçmiş oluyordu. İnsanın kafasını boşaltması, enerjisini güzel bir şeye kanalize etmesi anlamında çok güzel bir şans...

Artık büyük bir plak şirketinden çıkmış bir albümünüz var ama hâlâ orada aktifsiniz... Hâlâ kafanıza ne eserse koyabiliyor musunuz yoksa artık daha mı dikkatlisiniz?

- Koyuyorum ya... Eskiden biraz körleme ilerliyordum. Şimdi daha dişe dokunur şeyler çıkarabiliyorum ama hâlâ rahatım. Üstelik hâlâ evde yapıyorum kayıtları.

ÇOK HIZLI KONUŞAN BİR İNSANIM

Hürriyet yazarı Kanat Atkaya geçenlerde bir yazısında müzikte yeni bir dalga yükseldiğinden söz etti. Biz de bununla ilgili bir haber dosyası hazırladık. Bu yeni hareketin köklerini araştırdık. Sizce nereden doğdu bu yeni akım?

- Fikir anlamda hazırlığı beş-altı sene öncesine gidiyor. Ünlü insanların daha farklı hayatlar yaşadıklarını empoze etmesi herkesi irite etmeye başladı. Derdi müzik olan insanlar işlerini yaparken gelen bilinirliğin hayatlarını domine etmesine izin vermemeye başladılar. Dinleyiciler de törpülenmemiş, filtresiz şeyleri daha çok sevmeye başladı.

Böyle hareketlere toplumsal olayların önayak olduğu söylenir. Bu dalgaya da son yıllarda Türkiye’de olan biten, mesela Gezi Olayları’nın etkisi olmuş mudur?

- Kesinlikle bir faktördür. Gezi’de insanlar “O şekilde yaşama, bu yasak, onu yaptığın için şöyle bir insansın” düşüncesine karşı durdular. Son 10 yılda hayat tarzına çok ciddi bir müdahale var. “Şöyle yaşayan insanlar böyledir” gibi bir kategorizasyon var. Buna karşı çıktılar. Yeni dalgada da müzisyenler “Benim anlatmak istediğim bu. Bunu törpülemeden, filtrelemeden anlatacağım” dediler. Her ikisinde de seni yontmaya çalışan güce “Ben öyle olmayacağım” diyorsun. Böyle bir analoji kurabilirim.

Gezi size nasıl yansıdı?

- 15 yaşındaydım. Tabii burada olanları çok net bilmiyorduk. Twitter’dan takip ettik, ana akım medyadan çok bilgi edinemiyorsun. Antep’in büyük parklarından birine toplanmıştı insanlar. Tencereler tavalar çalındı ama çok da çalkantılı geçmedi.

Büyük müzik şirketleri bu yeni dalganın müzisyenlerine çok ilgi gösteriyor değil mi?

- Evet, ana akım markalarda öyle bir eğilim var. Bir potansiyel görüyorlar sanırım. AR-GE olarak bakıyorlar. Farklı bir mekanizma var çünkü burada. Hatta şöyle diyelim; mekanizma yok. Bu, büyük şirketleri afallattı. O yüzden “Zaten bir şeyler yapıyorsunuz, oluyor, yapmaya devam edin” gibi bir yaklaşımları var. İnternetten zaten birilerine ulaşabildiğimizi görüyorlar.

Neden hâlâ albümleriniz büyük şirketlerden çıkıyor peki? Daha fazla insan ulaşmak için mi?

- O da var. Bir de onlarla birlikteyken bazı şeyleri daha rahat yürütebiliyorsun. İşin bazı teknik giderleri oluyor. Kendi başınayken ittirmen gereken çok fazla sayıda kapı oluyor. Büyük şirketler o noktada işi kolaylaştırıyor. Tecrübe konusunda bize katkıları oluyor. Kendi şirketini kurup tamamen bağımsız kalanlar da var elbette. Ben de ileride ne yaparım bilmem.

‘Piyasa kuralları’ adı altında bir dayatmayla karşılaştınız mı? “Şu tarz şarkılar söyle, saçını şöyle yap, kilo ver” gibi...

- Fiziksel anlamda hiçbir dayatmayla karşılaşmadım. Karşılaşırsam lafın yarısında onu yapmayacağımı söylerim. Ama kendi içinde tutarlı olduğun, enerjini karşı tarafa sezdirdiğin, sınırı iyi çizdiğin zaman hiçbir sıkıntı olmuyor.

Dinleyicinin beklentileri bir baskı yaratıyor mu?

- Konserlerde “Neden daha çok cover çalmıyorsun” diyorlar. Soundcloud’da çok fazla cover olduğu için herhalde öyle bir beklenti oluşuyor. Genelde kimseyi kırmamaya çalışıyoruz. Hem kendi şarkılarımızı çalıyoruz hem cover. Ama Benim içimden geçen şey; zaman içine cover’ları azaltmak, kendi şarkılarımıza ağırlık vermek. Her m

DİĞER RÖPORTAJLAR